Son mesaj - Gönderen: ADMİN - Pazartesi, 13 Temmuz 2020 17:20
Hayal Forum' da komik videolar, güzel sözler, resimler, haberler, magazin, sohbet, Şarkı sözleri, Hikaye, şiir ve Daha Fazlası Bu Adreste. Üye Olmanız Yeterlidir.
Radyo hayalfm biz
10 Ağustos 2020, 07:51:12 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Yıllardır Radyo Sitesi olarak kullandıgımız sayfamız Yeni çıkan internet yasası sonrası yayınlarımıza son verip sadece Forum sitesi olarak devam etmekteyiz. Güncel Haber, resim galerisi, forum, paylaşım, video, müzik, sohbet ve bir çok faydalı içeriği ile sitemiz 2005 yılından beri yayın hayatına devam ediyor.
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10
 1 
 : 28 Temmuz 2020, 17:20:48 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
NAMAZ  NAMAZ  NAMAZ
Cebrail Aleyhisselamın Dilinde Namaz
Hz.Muhammed(s.a.v) buyuruyor ki...
ümmetimin önünde muhakkak 5 yokuş vardir.
Hz. Ebubekir(r.a) sordu:
'Nedir bu yokuşlar Ya Rasulullah?'
Efendimiz (s.a.v) buyurdularki:

1.ölüm ve onun zorluğu
2.kabir ve onun yalnizliği
3.Münker ve Nekir'in sualleri ve Onların heybetleri
4.terazi ve onun hafifliği
5.Sırat Köprüsü ve onun inceliği

Hz Ebubekir (r.a), bu sözü işitince öyle çok ağladı ki onunla birlikte yedi kat gök ve melekler ağladı. Bunun üzerine Cebrail(a.s)
indi ve dediki:
'Ya Muhammed (s.a.v) Ebu Bekir(r.a)'e söyle ağlamasın şu sözü işitmedi ki:
'ölümden başka herşeyin çaresi vardır' sonra Cebrail (a.s) şöyle buyurdu:

1.her kim sabah namazını kılarsa
ölüm ve onun zorluğu kolay olur

2.her kim öğle namazını kılarsa
kabir ve darlığı ona kolay olur

3.her kim ikindi namazını kılarsa
Münker ve Nekir'in heybetleri ve sualleri kolay olur

4.her kim akşam namazını kılarsa
terazi ve onun hafifliği kolay olur

5.her kim yatsı namazını kılarsa
Sırat ve onun inceliği kolay olur

ve denildi ki:
her Kim namazinda gevşeklik yaparsa ölüm anında
(la ilahe illlallah Muhammedur Resulullah)
sözünü söylemesi güçleşir.

Rabbim hepimizi hakkıyla Namazlarını kılanlardan eylesin.
Amiiinnn...

 2 
 : 13 Mayıs 2020, 21:18:01 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Bir genç babasına sordu:
“Siz daha önce nasıl yaşadınız?
Teknolojiye erişim yok,
Uçak yok
İnternet yok
Bilgisayar yok
Gösteri yok
TV yok
Klima yok
Araba yok
Cep telefonu yok”...

Baba cevap verdi;
"Aynen sizin neslin bugün yaşadığı gibi yaşıyorduk"
“Dua yok
Şefkat yok
Saygı yok
Alçak gönüllülük yok
Yardımlaşma yok
Zaman planlaması yok
Spor yok
Okuma yok”...

Biz, 1940-1980 arasında doğan insanlar Allah'ın  sevgili kullarıyız...

 Oynarken ve bisiklete binerken, asla kask takmadık.

 Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Hiç televizyon izlemezdik.

 İnternet arkadaşlarıyla değil, gerçek arkadaşlarla oynardık..

 Susadığımız zaman, şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.

 Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.

 Her gün çok pilav yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık.

Yarı çıplak ayakla dolaşırdık ama  ayaklarımıza bir şey olmazdı.

 Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.

 Kendi oyuncaklarımızı ve oyunlarımızı  kendimiz yaratır ve onlarla oynardık.

 Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk  değil, sevgi verdiler.

Cep telefonlarımız, DVD'lerimiz, oyun istasyonumuz, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı, ama bizim gerçek arkadaşlarımız vardı.

 Arkadaşımızın evini davet edilmeden ziyaret eder ve onlarla birlikte masada yemek yerdik.

 Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.

 Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.

 Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.
Ayrıca, çocuklarını dinleyen ve dikkate alan  ilk nesiliz.
Ve sizlerin yaşındayken asla var olmayan bir teknolojiyi nasıl kullanacağınız konusunda size yardımcı olabilecek kadar zeki olan da biziz !!!

SINIRLI sayıda üretildik biz...
 
Bu yüzden;

Bizden keyf alın,
Bizden öğrenin,
Hazine biziz,

Dünyadan yok olmadan  önce ...
Her şeyi ve herkesi sevin...

 3 
 : 09 Mayıs 2020, 22:45:10 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Radyolardaki dj'ler sanal menüden dinleyicilere müzik dinletiyor . Buna ne gerek var.Herkes kendisi aynı menülerden " istediği müziği dinleyemez mi? Diye kendime sorarak , bu varsayım üzerine bu makaleyi hazırladım.      

NEDEN RADYO    Bir zamanlar ; kendi halinde yaşayan , herkesin birbirini sevip saydığı mutlu bir toplumduk.   Bir devlet radyomuz vardı. Reyting kavgasının ne olduğu bilinmeden sade ve samimi yayınların yapıldığı.  Bu güzellikler içinde yaşarken. Önce radyo kanal sayıları arttı. Sonra televizyon , bilgisayar ve cep telefonlarına hazırlıksız yakalandık.     Ağır ceza almış mahkumların , ani bir afla dışarı çıkınca ne yapacağını bilemeyip , dışarının kanunlarına un ufak olması misali..   Hazırlıksız olarak yakalandığımız bu teknoloji kanunlarıda bizi un ufak etti. Reyting uğruna her şeyi mübah gören ranta dayalı düzen 24 saat bizlere empoze edilerek , kültürümüzü tepe taklak etti.   Gurbetçilerimizin ilk geldiklerinde söyledikleri ; orada kimse kimseye birşey ikram etmez. Herkes sigarasını bile kendi cebinden yakar diye duymuş ve tuhafımıza gitmişti.     Böyle davranışlara aşağıla+++ Alaman usulü
adını koymuştuk.    Öyleki ; o hale geldikki dün  kınadıklarımız bugün fazlası ile başımıza geldi. Çıkarı olmadan insanlar birbirlerine selam bile vermez hale geldiler.    Ne dostluk kaldı ne insanlık.

    Şimdi ise tekrar toparlanmak için bir kısım idealistler bu işe gönüllü olmuşlar.    Bunların başındada radyo dj'leri gelmektedir. Amatör bir ruhla buna katkı sağlamaya çalışmaktadırlar.    Şarkı , türkü , şiir  vb. paylaşımı adı altında ; aslında yapılan ; aşk ,  muhabbet ve sevgi paylaşımıdır. Dinleyicilere birbirlerine şarkı türkü armağan ederek arkadaş ve dost olma  fırsatı sunulmaktadır.    Böylece insanlar hem yalnızlıktan kurtulacak hemde tekrar birbirlerini Sevip saymaya başlayacak. Bu hareket zamanla kademe kademe bütün topluma yayılacaktır.    Kıyaslamak gerekirse ; kişinin kendisi sanal bir siteden bir parça dinlemesi  yalnız yenen yemek gibidir. Fakat bu olay radyodan olursa sanki eşle dostla yenen yemekte beraber olmaya eşdeğerdir. Kıyası sizlere bırakıyorum.    

Sevgili programcı kardeşlerim. Biz şarkı , türkü ve şiirleri sizlerin aracılığı ile dinlemekten yanayız ve bizler böyle mutluyuz. Emeklerinize sağlık. Hepinize teşekkür ediyoruz. İleride böyle bir olumsuz fikirle karşılaşırsanız lütfen
nazari dikkate almayalım. Zira ağzı olan herkes her türlü konuşabilir. Sizler için önemli olan biz Hayalcilerin fikirleri olmalı. Gerisi teferruat olup , teferruatlarda boğulmayalım derim. Herkese saygılarımı sunuyorum.    

Erden Kaya  (Makale Yazarı)

 4 
 : 20 Nisan 2020, 20:30:07 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
“Sevginin sadece sözünü edenlerle,
onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
Bakın göstereyim demiş, ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş
olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde
 sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “Ermiş
bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz”
diye bir de şart koymuş.
Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat
o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü
döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En
sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç
kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten
bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık,
gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş
oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her
biri uzun boylu kaşığını
çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine
uzatarak içirirmiş.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek
kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki
gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı
düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür
de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır
şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında
alan değil, veren kazançtadır daima.


 5 
 : 29 Mart 2020, 16:09:23 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Mustafa Tuna 1944 yılında memleketi Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde komşularının kızı olan Raziye’ye tutulur. Raziye Rum kızıdır. Mustafa Tuna’nın Babası “kanıma Rum kanı karıştırmam” diyerek konuyu kapatır.

Bunun üzerine Raziye’yi başka birine verirler kısa sürede düğün hazırlıkları yapılır düğüne bir gün kala Mustafa arkadaşları ve aracı bir kadınla çeşmeye giden Raziye’yi dar bir yolda sıkıştırıp zorla kaçırır.

Arabacı Raşit’in arabasına bindirerek hızla uzaklaşırlarken kendilerini Eskişehir yolu üzerindeki Kızıltepe ormanının içinde arabaları devrilir.
Ormanda Mustafa’yı Jandarmalar ve Raziye’nin nişanlısının akrabaları çevirirler ve yakalarlar.
Mustafa tutuklanır.  Hapiste 27 gün yatar, Sorgu hakimi olan arkadaşının yardımıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalır ama olay bununla kapanmaz.
Kız kaçırma suçundan ağır cezada yargılanır. Raziye’nin Mahkemeye gelip ben kendi isteğimle kaçmak istedim demesi de kurtarmaz Mustafa’yı ve 2 yıla mahkum olur.
Mustafa’nın hapisliği sırasında Raziye’yi nişanlısı ile evlendirirler. Raziye mahkemede Mustafa lehine ifade verdikten sonra bir daha kocasının evine gitmez ve bu evliliğini kısa sürede bitirir.
Raziye’nin babası Mustafa hapisteyken onunla görüşmek ister. Mustafa’nın babası buna izin vermez. Mustafa babasına bu kez karşı gelemez. Ancak bir yandan da Raziye ile görüşmektedir. Raziye Mustafa’ya bir aracı ile çevre göndermiş haber yollamıştır. Onun da Mustafa’da gönlü vardır.
Türküyü de bu mahpusluğu sırasında söyler. Hapishaneden tüm Eskişehir’e dalga dalga yayılır türküsü.
Mustafa bir türlü babasına karşı gelip ve Raziye’ye kavuşamaz.
Terk-i diyar ederek Ankara’ya yerleşir. İnşaatlarda çalışır, daha sonra memur olur. Uzun yıllar Seyitgazi’ye gelmez. Ankara’nın Kalecik ilçesinden Hikmet Hanim ile evlenir. Çocukları olur. 22 yıl sonra ailesi ile birlikte Seyitgazi’ye tekrar yerleşir.

Raziye de daha sonra Kadir isimli biriyle daha evlenir. 21 Temmuz 1989’da ölür.
Türkü ile ilgili en ilginç notlardan birisi de Mustafa Tuna’nın, Raziye ve ailesi rencide olmasın diye Türküyü yaşadığı bir olay üzerine kendisinin yaktığı ve bu olayın Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde yaşandığını yıllarca saklamasıdır. Hatta tuttuğu hatıra defterini de yakar.
Bu nedenle Türkü bir süre görev yaptığı Zonguldak’a (Bartın) mal eder ve TRT kayıtlarında türkü bu şekilde geçer.
Raziye’nin 1989 yılında ölmesi üzerine Mustafa Tuna şu şiir dökülecektir yüreğinden.

“Açmış kolların kara toprak
Seni bağrına basmak için
Niçin, niçin, niçin?
Çektiği ıstıraplar için.”

Mustafa Tuna’nın Raziye için yazdığı başka şiirler de vardır.

Türkünün hikayesi kahramanı söz yazarı ve bestecisi Mustafa Tuna’nın kendi anlatımından özetlenmiştir ve bizlere yine vuslatı mahşere kalan, hikayeleri dilden dile dolaşan türkülerini bırakarak göçüp gitmişlerdir bu fani dünyadan. Ruhları şad mekânları cennet olsun

Karadır kaşların ferman yazdırır
Bu dert beni diyar diyar gezdirir
Lokman hekim gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin

Ormanlardan aşağı aşar gelirim
Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
Ormanların gümbürtüsü başıma vurur
Nazlı yarin hayali karşımda durur

Karadır kaşların benzer kömüre
Yardan ayrı düşmek zarar ömüre
Kollarımdan bağlasalar zincire
Kırarım zinciri vararım yare

Ormanlardan aşağı aşar gelirim
Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
Ormanların gümbürtüsü başıma vurur
Nazlı yarin hayali karşımda durur

Uzaklara gittim gelirim diye
Tabancam doldurdum vururum diye
Hiç aklıma gelmez ölürüm diye
Ölüm ver Allah’ım ayrılık verme

Ormanlardan aşağı aşar gelirim
Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
Ormanların gümbürtüsü başıma vurur
Nazlı yarin hayali karşımda durur

 6 
 : 04 Kasım 2019, 21:27:59 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Yaradan dünyaya sevgi diye bir güzellik vermiş. En kutsalı anaların yavrularına olan sevgisidir.

Analar yavrusu ile mutludur. Evlât sevgisi en kutsal duygulardan biridir.
Bu kutsal duygu sadece insanlara değil tüm canlılara verilmiştir.
Bunu bir hikaye ile tamamlayalım.

Bir gün hayvan pazarından geçen vatandaşın birisi önceden kaybolan devesine orada rastlar. Devenin yanındaki kişiye sözkonusu devenin sahibini sorar. O zatda devenin kendisine ait olduğunu söyler. Bunun üzerine soran kişi devenin aslında kendisine ait olduğunu söyleyerek bir müddet önce kaybettiğini söyler.
Devenin yanındaki kişi bunu kabul etmeyince tartışma çıkar.
Bunun üzerine soluğu kad'ının karşısında alırlar.
Kadı deveyi pazara getiren kişiye devenin kendisine ait olup olmadığına dair bir ispatın varmı der. Kişide yok der. Diğer iddia eden kişiye sorunca o da var der. İspatını ise bu devenin ciğerinde yanık var der. Kadı nasıl biliyorsun dediğinde ; deveyi keselim. Eğer devenin ciğerinde yanık varsa bu zat bana bir deve alsın . Değilse ben ona bir deve alayım.
Deve kesilir. Ciğeri kontrol edilir. Gerçektende yanıktır. Devenin gerçek sahibi olduğu anlaşılan kişiye diğer kişinin bir deve almasına karar verilir.
Kadı bunu nasıl anladığını sorduğu soruya cevaben ; bir gün deve ve yavrusu ile köprüden geçerken yavrusu dereye suya düşer ve boğulur. Bunu gören anaç deve öyle feryat eder öyle bağırırki ortalık çınlar.

Bunun üzerine sahibi devesinin ciğerinin yanmış olduğunu hisseder. Ve haklı da çıkar.
Yaradan hiç bir anaya ciğerini yakacak bir evlat acısı vermesin
.


 7 
 : 26 Ağustos 2019, 18:32:12 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar.
- Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş
Kadın kocasına
- Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor. ‘ demiş.
Kocası ona bakmış, hiçbir sey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmıs, bak demiş kocasına
- Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?’
‘Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim’ diye cevap vermiş kocası.
Hayatta böyle değil midir ?
Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır.
Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce Kalp(pencere) durumumuza bakmak ve ‘iyi’ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir !…

 8 
 : 25 Temmuz 2019, 09:42:45 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
• Ruh bedenden ayrıldıktan sonra ona gökten üç ses gelir;:
“Ey insanoğlu!

Dünya mı seni bıraktı, sen mi dünyayı bıraktın?
Dünya mı seni topladı, sen mi dünyayı topladın?
Dünya mı seni öldürdü, sen mi dünyayı öldürdün?”

• Ölen kimse, yıkanacağı yere konduğu zaman da gökten üç ses gelir ki; onlar da sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu!
Hani nerede güçlü bedenin, şimdi ne kadar da zayıfsın!
Hani nerede güzel konuşman, şimdi ne kadar da suskunsun!
Hani nerede duyan kulakların, şimdi ne kadar da sağırsın!
Bu ses, şu cümle ile bağlanır:
“Hani, seçkin dostların neredeler, ne kadar da yalnız kaldın!”

• Ölen kimse, kefenlendiği zaman da yine gökten üç ses gelir ki onlar sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu! Eğer Allah’ın rızasına sahip isen, ne mutlu sana. Eğer Allah’ın dargınlığını almışsan, vay haline!
Ey insanoğlu! Eğer yerin cennet ise, ne mutlu sana. Eğer yerin cehennem ise vay haline!
Ey insanoğlu! Uzun bir yolculuğa çıkıyorsun, azığın da yok. Evinden çıkıyorsun, bir daha da oraya dönmeyeceksin. Hem de sonsuza kadar. Dehşetlerle dolu bir eve gidiyorsun.”

• Ölen kimsenin cenazesi taşınmaya alındığı zaman yine gökten üç ses gelir; bu sesler de sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu!
Eğer amelin hayırsa, ne mutlu sana.
Eğer tevbekâr olmuşsan, ne mutlu sana.
Eğer Allah'a itaatkâr olmuşsan, ne mutlu sana.
• Ölen kimse, cenaze namazı kılınacağı yere konduğu zaman da gökten üç ses gelir, o sesler de sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu!
Şimdiye kadar işlediğin her işini, şu anda göreceksin.
Eğer işlerin hayır ise, hayır göreceksin.
Eğer amelin şer ise, şer göreceksin.”
• Ölen kimsenin cenazesi kabir ağzına konduğu zaman gökten üç ses daha gelir ki; bu sesler sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu!
Ömür boyu çalıştın, bu batak için ne hazırladın?
Zengin halinden, bu fakirlik gününe ne taşıdın?
Bu karanlık yer için, nasıl bir aydınlık getirdin?”
• Ölen kimse, kabrine konduktan sonra da yerden üç ses gelir; bu sesler de sırası ile şöyledir:

“Ey insanoğlu!
Sırtımda iken gülüp oynuyordun; şimdi içimde ağlayacaksın.
Sırtımda iken sevinçli idin; şimdi içimde üzüleceksin.
Sırtımda iken konuşuyordun, şimdi suskun olacaksın.”

• Ölen kimseyi insanlar kabrinde yalnız bırakıp gittikten sonra, Yüce Allah şöyle buyuracak:


“Ey kulum, şimdi tek başına yalnız kaldın. Herkes, seni bu kabir karanlığında bırakıp gitti. Halbuki sen onlar için bana karşı gelmiştin!

Bugün ben, sana öyle merhamet edeceğim ki, insanlar buna şaşıracaklar. Çünkü ben sana bir ananın çocuğuna olan şefkatinden daha şefkatliyim.”

ŞEFKATİN'DEN AFFIN'DAN, MERHAMET'İNDEN
BİZLERİ'DE NASİP'LENDİR
YA RABBİM...

 9 
 : 18 Temmuz 2019, 11:48:05 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Hiç kendi kendinize dediniz mi;
-Pastaneden aldığım poğaça,böreği çok severim ama ne zaman yesem bir kaç saat sonra midem yanmaya başlar..

Pastane böreği yedikten sonra midesi yanmayan var mı?

Vakti zamanında rahmetli hocamız Aidin Salih'e bir genç getirmişler, ağır gut hastası olup ayağının biri normalin iki katı büyüklüğündeymiş.

Hikayesine gelince; bu genç çalışmak için Ağrı'dan İstanbul'a gelmiş ve bir poğaça imalathanesinde iş bulmuş.
Çocuğa;
-İşte sana yatacak yer, al sana şu kadar ücret, yemek mi? Aha sana poğaça, ye yiyebildiğin kadar.. demişler.
O da yemeğe para vermemek için sabah akşam sadece poğaça yemiş..

Sadece 6 ay sonra ayağı o hale gelmiş, doktorlar yapabilecekleri birşey olmadığını ve "memleketine gitmesini" söylemişler.

İyi ama neden?

Cevap;
-PASTACI YAĞI!

Yani daha basit söylemle margarinin daha da kimyasallaştırılmış hali!
Size burda marganinin ne olduğunu anlatmayacağım zira bu yağın plastikten bir molekul farkı olduğunu hepiniz biliyorsunuz..

Ve bu yüzden yapılan deneylerde hiçbir karınca asla margarine yaklaşmamıştır çünkü besin maddesi olarak görmemiştir.Ancak aynı deneydeki tereyağını ise tüketmişlerdir.

Tereyağı masraflı gelince ve üreticiler bizim tüketim çılgınlığımıza yetişemeyince kendi işlerine geldiği gibi plastik molekullerine hidrojen ile katkı maddeleri enjekte ederek margarini buldular..
Tabi bunu tutturmak içinde;
-Efendim tereyağı kalp tıkanıklığı,kolesterol vs yapar diye bizim doğal yağlarımızı kötülediler.
Bakıyosun 80-90 yaşında köyde tereyağından başka birşey yememiş yaşlılarımız bizden iyiyken,bugün hastanelerde çocuklara radyasyonsuz anjiyo yapılır afişleri asılıyor..
Aman ne buyuk teknoloji!
Adama derler ki;
- 8-9 yaşında çocuğun ne işi var anjiyo ile,diyabet ile,kalp tıkanıklığı ile!

Ben hemen söyleyim;
-ANNE ÜŞENGEÇLİĞİ!

Bana hakkınızı helal edin,kusurumada bakmayın ama toplumu düzeltmek istiyorsak önce kendimize özeleştiri yapabilmeliyiz.

Evde doğal gıdalar hazırlamak varken siz bu cocukların her sabah beslenmesine pastaneden poğaça,simit,börek koyarsanız çocuğunuzun ileride çok sağlıklı olacağını mı sanıyorsunuz hanım kardeşim?

Gidin birgün pastanelere o çok sevdiğiniz Küt böreğinin yapımına bir bakın!

Ben anlatayım;
-Bir kat yufkayı serip yan tarafında bulunan kovaya elini daldırarak bir avuç yoğurttan farkı olmayan o iğrenç pastacı yağını alıp yufkanın üzerine yaydıktan sonra üzerine ikinci kat yufkayı sererek yine bir avuç yağ ile işlemi tekrarlayacak..

Sonra sizin saatlerce mideniz yanacak, hemen reflü ilaçları kullanacaksınız.Evladınız da bu kimyasalları bedenine depolayacak.. Sonra "ne oldu benim yavruma diye doktor doktor gezeceksiniz!"

Sabahları poğaça, börek vs. yemeden önce vücudunuza neyi soktuğunuzu ve iç organlarınızı nelerle muhatap ettiğinizi bir düşünün!

Tabi bu durumun benzeri pilav için de geçerlidir. Özellikle sokakta satılan pilavların nasıl o kadar lezzetli olduğunu ve evde yapılan pilavların neden o kadar güzel olamadığını düşünün.

Cevap;

-ÇİN TUZU!
Yani,MSG (Mono Sodyum Glutamat)
Bu kimyasal beyni öyle bir etkiliyor ki saman dahi yeseniz onu lezzetli olarak algılamanızı sağlayor. Ama bu Rabbimizin tertemiz yarattığı vücudumuz için zehir hükmündedir.

Bu maddenin en yoğun olarak bulunduğu yiyecekler de o özel okullarda okutup, en iyi elbiseleri giydirip en son model telefonlar aldığınız çocuklarınızın bilgisayarda oyun oynarken paket paket yedikleri o cipsler, pringlesler,açmalar poğaçalar içinde bulunuyor.

Ey anneler ve babalar!

Evinizin parkesi,mobilyaları aman çizilmesin diye pür dikkat ederken,arabanızın motoru bozulmasın diye en iyi ve kaliteli yağı seçerken,sizin en kıymetli sermayeniz olan vücudunuza ve evlatlarınıza ithal ettiğiniz "öldürücü değil süründürücü" olan yavaş etkili zehirlerin uzun vadedeki sonuçlarını görmek için arada bir hastane koridorlarında dolaşın..

Paylaşalım herkes okusun!

 10 
 : 17 Temmuz 2019, 20:23:49 
Başlatan ADMİN - Son mesaj Gönderen: ADMİN
Sevgili hayalci Dostlar. Günümüzde hayal ile gerçek birbirine karışmış , hatta yer değiştirmiş durumda sanki.

Bir kişiye veya nesneye isim konulurken ayakları yere basan ve gerçekçi isimler konulur. Örneğin : Yiğit , Bahadır gibi. Bunun tersi örneği yok gibi. Hayal FM hariç tabiki. Adı hayal olan bir şeyin gerçekle ilgisi olmaması gerekirken bilakis Hayal fm’imiz bu teorileri yerle bir etti. Bu konuda yeni teoriler yazdırdı.

Hayal FM demek gerçeğin ta kendisi olduğu teorimi kaç kez test ettirip onaylattı. İlklerin kaydedildiği gines rekorlar kitabına girmeyi haketti bence. Adı hayal olduğu halde dinleyicileri bir akraba kadar birlerine yaklaştırıp hayal ailesi oluşumuna sahip olan böyle başka bir radyo duydunuzmu?

Bunu son test edip bilakis yaşayan bir kardeşiniz ve bir hayal ailesi ferdi olarak çok gururluyum. Bu konudaki yaşadıklarımı sizinle paylaşarak makalemi tamamlamak istiyorum.

Yeğenimin Yozgatta bu hafta sonu düğünü vardı. Düğüne gitmem gerekiyordu. Bu fikir bana bir ilham verdi. Oralara kadar gidince hayalcileri (HayalFm gönül dostlarını, dinleyicilerini) görmemek olmazdı. Yolumu uzatarak hayalci kardeşlerimi gördüm. Ne kadar Can’dan ve samimi olduklarını bilfiil yaşadım. Çok mutlu oldum güzel yürekli kardeşlerim.

Bu vesile ile bana kardeşlik duygularını yaşatan , Ankara’dan Fakir kardeşime , Kayseri’den Murat,  Sezai (Çilekeş)
ve Ali kardeşime , Boğazlıyan’dan Hakan(Kaptan) ve Uğur kardeşlerime çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız ve hayalcisiniz. Bende ; iyiki ailesine katılmakla onur duyduğum bir Hayal Fm ailesi üyesiyim. Hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 16 Sorgu ile Oluşturuldu
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it Tema By:Tilsimli 2006-2008